Hani bazı evler var, içine girdiğinde bir şey kırmaktan korkarsınız. Sanki koltuklarında daha önce oturulmamış ve halısına kahve dökülmemiş. Herşey düzgün, mükemmmel ve dekorasyon dergisinden fırlamış gibi. Hoş benim burada yer verdiğim örneklerin çoğu da öyle. Bir arkadaş “Senin o siteye giren, komünist olur. Kimde var o kadar para o mobilyaları alacak?” dedi mesela. Başka biri de “Senin beğendiğin adam, dergiden fırlamış gibi olur.” demişti. Ceketli, paralı “Arzu Hanım” diye konuşurmuş. Aslında gözümün önünde hemen öyle bir tip beliriyor. Pek çoklarının aksine ceketlere bayılırım, ama kravat takmayacak. İçine siyah bir gömlek mesela… Vaav. Yani çok ta yanılmış sayılmaz.Evlerde de böyle; Zara Home’a, Pottery Barn’a bayılırım, pahalı markalara da Kenzo’ya mesela.

Ama herşey bir yana; baktığımda soluğumu kesecek olan erkek tipi; ne magazin dergilerinden fırlayan ne de Cola’ya Ceo olabilecek kadar iyi kariyeri olanlar. Binlerce kere giyilmiş bir kot, üzerine tşört, altına botlar, hatta kirli sakal. Yani Lost’taki Sawyer’ı tercih edenlerdenim ben.

Evlerde de dokunulmazları da beğensem; piknik havası tarzlı yemek masalarını, dağınık yatak odalarını, bol çiçekli salonları daha çok seviyorum. Kır evlerini, köy evlerini…Benim ev yeni yapıldığından, perdesinden halısına daha çok eksiği var. Henüz o istediğim havaya gelemedi. Boşluğu rahat, herşey çok kolay toplanıyor. Ama soğuk olmamasını, pazardan aldığım turkuaz desenli perdelerle, Ikea’dan aldığım ve üzerine renkli tebeşirlerle bir şeyler çiziktirdiğim kara tahtalarla, yerlerdeki hasır sepetlerle, mutfak duvarına astığım fotoğraflarla sağlıyorum. Yoksa yıldızların fotoğraflık stüdyolarından farkı kalmazdı herhalde.

Özetle anne sıcaklığını, çocukluk günlerimizin masumluğunu hatırlatan evleri de seviyorum. Hani Neşeli Günler filmindeki gibi basit mutfakların, yemek masalarında çiçekli örtülerin olduğu evleri. Tabi yeni demlenmiş çay kokusu olmazsa olmaz.

Bloggera gelen yasağın şokunu hala atlatamadık. Gerçi çeşitli yöntemlerden hala bloglarımıza giriyor, takip ettiklerimize de yorumlar yazıyoruz ama teknolojiyle çok haşır neşir olmayanlara kapalı bu bloglar. Diyarbakır Sulh ve Ceza Mahkemesi tarafından, Digitürk’ün telif haklarıyla ilgili suç duyurusu üzerine; sadece hak ihlali yapmış olanlar değil, binlerce blog yasaklandı. İnanılır gibi değil. Konuyla ilgili milliyet blogda her gün yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim.  http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=783488

Tüm duyarlı arkadaşları da, desteklemeye çağırıyoruz:  http://blogspotacilsin.wordpress.com/

Internet yasaklarının ardı arkasının kesilmeyeceğine inanıyorum. Youtube’un açılmasını aylardır bekliyoruz, bloggerla ilgili tepki büyük, ama bakalım hatanın telefisi ne kadar sürede giderilecek? Birileri hakim amcaların Internet dünyasından anlamadıklarını ne zaman keşfedecek? Ve bazıları ne zaman köşe dönecek? Malum video paylaşım sitesi youtu kapatıldığında, bazı Türk şirketlerimiz video hizmletlerini başlattıklar. Ne hizmet ama, para karşılığı tabi. 

Neyse, öyle ya da böyle Internet te, bilgisayar da hayatımızın bir parçası. Çalışma da öyle. Şahsen okul hayatım bittikten sonra, evdeki çalışma masalarını da kaldırdık. Kütüphane bol  miktarda var, Ikea’dan almıştım. Bulduğum tüm raflara da kitaplarımı dolduruyorum, hala yetmiyor. Ama bir Home Office’im yok. Laptopımla kah yemek masasında, kah yatakta olmak üzere birlikte yaşıyoruz. Ama gittikçe özel bir masaya ihtiyaç duymaya başladım. Bunun için değişik tasarımları biriktirmeye başladım. En çok ta şarş aletlerini ve kablolarını saklayan, Pottery Barn’ın masa üstü ünitesini beğendim, belki birine yaptırılabilir. Ama o biri kim olacak? Bir usta tabi ki de…Aman kalsın.

Yatak odamdaki mobilayaların beyaz olmasından nevresim ve yatak örtüsünü değiştirdiğimde, ortam her seferinde değişmiş oluyor.Eğer mor ve eflatunları kullandıysam, duvara astığım saten bir bluz, mor mumlar ve aksesuarlarla odanın rengi değişiyor. Mavili patchwork yatak örtüsüyle farklı, kırmızılarla farklı oluyor, renklerle birlikte sanki ben de değişiyorum.Bu haftaki renge karar vermedim henüz. Ama netten yatak odası görselleri aranırken; beyazdan vazgeçemeceğime karar verdim. Koyu renk duvarlar, ağır ahşap mobilyalar bana göre değil. Özellikle Zara Home’lara bayıldım. Bunun dışında Zen tarzı da hoşuma gidiyor, olabildiğine sade. Gerçi 8 ay yer yatağında yatmıştım, bir süre sonra unutup ayakları güm diye yere çarptığımda sabahları, bana göre olmadığına karar vermiştim orası ayrı. Ama özellikle cibinlikle güzel bir görünümü oluyor yer yataklarının da. Yatak odalarında asla dayanamadığım şeyse televizyon ve elektrikli aletler. Bir odanın dış dünyayla hiç bir bağı kalmasa, tamamen size özel olsa. Düzenli, temiz, sizin zevkinize göre dekora edilmiş bir yatak odası; insanın hayatını güzelleştirir. Herşeye bahse varım.

Bu arada feng shuie ye göre kapıdan girdiğinizde odanın sol tarafı aşk köşesi. Oraya çift objeler, size aşkı hatırlatacak şeyler koyabilirsiniz. Kesinlikle durmuş saat, kuru çiçek, kırık biblo, savaş resimleri yer almasın. Yatağın tam karşısına da ayna asılmaz. Aklınızın bir köşesinde bulunsun.

 

O bir güzel, o bir ferah, o her bir şeyle uyumlu, o insanın içini açan, ruhu dinlendiren, o tertemiz.İster soğuk, ister sıcak. Beyazdan vazgeçemem.

Beyaz mobilyalar kullanışlı olmaz, çabuk kirlenirler diye düşünmeyin. 3 yıldır kullanıyorum, üzerine şaraptan kahveye dökülmeyen kalmadı. Silinebilir kumaştan olmasına dikkat edin yeter. Her renkle gidiyor ve insanın içini açıyorlar.

Detaylarda gizli olan sadece şeytan değil. Güzellik, neşe ve espri de aynı zamanda. Kimin aklına gelmiş bilmiyorum ama, cennetten kovulmamızda önemli bir yeri olan elmayı onca yıl boşlamıştık eğer düşünen çıkmasa. Yurt dışında 20 dolara satılmaya başlanmış elma kılıfları. Ne gerek diyeceksiniz? Bizler televizyonu dantellerle süsleyen bir ırkın çocuklarıyız, yemekler için kimbilir ne yaratıcı sunumlar buluruz aslında.

Kaynaklar: etsy, ohjoy, sami rinne

Bu yaz öylesine sıcak geçti ki, açıkcası soğuk havaları, yağmuru, evde sıcak kahve içmeyi özledim. Bunlar bana hep kahvenin tonlarını, laciverti, mürdümü hatırlatıyor. Kimiyse biten yaza üzülüyor. Sevgiliyle kumsalda geçen romantik akşamları, dostlarla açık havada yenen balıkları, sahilde midye toplamaları… Stresli bir iş gününün ardından eve gidince, kendinizi yeniden tatildeymiş gibi hissetmek istiyorsanız, evinizin dekorasyonununda yapabileceğiniz ufak tefek değişikliklerle bu çok kolay. Çağrışım, sihirli kelime.

Dalyancı’nın balık figürlü tabaklarında kahvaltı yapmak, deniz atı görünümlü bir sabunla elleri yıkamak, mavi-beyaz nevresimlerde uyumak, gerçeğini olamasa da Mudo Concept’ten bir yelkenli almak, yazın çekilen fotoğrafları yastık yüzlerinde kullanmak gibi küçük değişikliklerle sihirli çağrışımlar yaratabilirsiniz. Daha ileriye gitmek istiyorsanız deniz dalgaları ve kuş seslerinden oluşan CD’ler de çok yardımcı olur. Yaz sadece mavi-beyaz demek değil. Belki canlı oranjlar, pembeler, kırmızılar da her daim bu mevsimi yaşamanıza yardımcı olabilir. Ya beyazın sadeliği ve temizliğine ne demeli? Zevk sizin, isterseniz duvarları yunus balığı veya Malibu, Bora Bora, Olimpos gibi cennetin yeryüzündeki izlerinin fotoğraflarıyla doldurabilirsiniz, ya da yıllardır paraya kıyıp yenilemediğiniz, hatta yüzünü bile değiştirmediğiniz, rengi dönmüş anneanne koltuklarında kestirebilirsiniz. Hayat o kadar kısa ve yaşamlarımız öylesine değerli ki, mutlu olmamız, huzurlu hissetmemiz çok çok önemli. Yazı sevenlerin her mevsimleri yaz olsun.

Rahat görünüyorlar, ama kabul etmek lazım ki pek seksi değiller. Gece kıyafetinden çok, iş giysisi gibi.Yine de burcumun toprak elementinden boğa olmasından mıdır nedir, toprak tonları kendimi rahat hissettiriyor.

Cumartesi üniversiteden arkadaşlarla bir aradaydık. Üçü anne oldular. Bir minik prenses ki dünyadaki ilk gecesi yanında olma şansına eriştim; diğerleri dört yaşlarına erişmiş iki erkek çocuk eşlik ettiler bize. Çocuk büyütmek çok büyük bir sorumluluk. Annelerin hakkı ödenemez gerçekten. Diğer yandan da müthiş bir sevgi ve keyif. Bebek kokusunu içine çekmek, kıyafetlerini seçmek, odasını döşemek. Anne veya anne adayları için çeşitli bebek ve çocuk odalarını derlemek te benden olsun.

Feng shui’ye göre giriş kapısının karşısına ayna konulmaz. Gelen paranın, geldiği gibi dışa akmasına neden olurmuş. Sağdan soldan duyduğum feng shui kurallarından olsa gerek ben de kapnın karşısındaki aynalı portmantoyu kaldırdım. 2 kutu ve askılık var şimdi kapının karşısında. Kutuların üzerlerinde de dikdörgen şirin 2 yastık. Hasır bir şapka, kırmızı halı ve beyaz mumlu fener de girişime hoşluk katıyor. Genelde girişler ihmal edilse de, herkesin tarzını yansıtması önemli aslında. Ne de olsa ilk izlenim.

Nedense Türkiye’de genelde banyolara üvey evlat muammelesi yapılır. Güzel resimler, aynalar, çiçekler konmaz banyolara. Oysa el diyarlarda geniş mi geniş pencereler, kristaller, kumaşlar, mumlarla ne güzeldir banyolar. İnsanın içinden çıkası gelmez. Konser afişlerinden, bambulara çeşit çeşit olabilir banyolar, ya da zen kadar dingin.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.